SalihAmel Forum
FATİHA SURESİ (Ders-3) - Yazdırılabilir Sürüm

+- SalihAmel Forum (https://salihamel.org/forum)
+-- Forum: İslami İlimler (https://salihamel.org/forum/forumdisplay.php?fid=4)
+--- Forum: Kur’an-ı Kerim ve Tefsir (https://salihamel.org/forum/forumdisplay.php?fid=6)
+--- Konu: FATİHA SURESİ (Ders-3) (/showthread.php?tid=247)



FATİHA SURESİ (Ders-3) - Selâm - 03-09-2020

[Resim: t4zvVt.png]

 
 
5-) İhdines sıratal müstagıym: (Bizi yönelt dosdoğru yola)

  
İnsanlar maddî ve mânevî hayatlarını düzenlerken doğrunun yanında yanlış da yapmışlar;
 hatalı, çıkmaz, saptırıcı yollara da yönelmişlerdir. Sapmanın ve yanılmanın baş sebebi insanın
 kendini yeterli sanması, bilgi ve güç almak için Allah’a yönelmeyi reddetmesidir. 
 
“Gerçek şu ki insan, kendini kendine yeterli görerek ille de azgınlaşmaktadır! 
Oysa (kuldaki) her şey yalnız rabbine aittir (O’na dönecektir)” (Alak 96/6-8). 
 
“Bize doğru yolu göster” duası aynı zamanda rabbin, kullarına bir irşad ve uyarısıdır; 
eğer insan kendine yeterli olsaydı, doğru yolu görmesi ve bulması için bir başkasına ihtiyacı olmazdı.
 
 
Şimdi bu ayetle duaya geçiyoruz. 
Aslında fatiha  başlı başına bir dua olarak da adlandırılabilir, okunabilir.
 
Bundan önceki ayetler Allah’a yakarmanın, yalvarmanın adabını öğretiyordu bize. 
Allah’a yalvaracağınız, bir şey isteyeceğiniz zaman:
 
‘’-Ey insanlar önce Allah’a hamd edin. Önce Allah ile başlayın, besmele çekin,
-sonra hamd edin,
 -Ondan sonra Allah’ı ululayın ve O’nun Rahman, Rahim isimlerini söyleyin. O sıfatları hatırlayın. 
Allah’ın acımasını, bağışlamasını hatırlayın.
 
-Ondan sonra Allah’ın celalini de hatırlayın. Mahkemenin, büyük mahkemenin Hakimi olduğunu da hatırlayın. 
 
-Ve şu iki şeyi  de iyi yapın. 
Yani yalnızca  Allah’a kulluk edin ve yalnızca  O’ndan isteyin.
 
Ondan sonra ellerinizi kaldırıp istediğinizi isteyebilirsiniz. 
Ama bu isteyeceğiniz  şeylerin ilki şu olmalı. Yani Allah’tan bir tek şey iste denildiği zaman siz
 ilk olarak şunu istemelisiniz. ‘’HİDAYET’’  
Çünkü siz ne isteyeceğinizi bazen unutuyorsunuz. Bazen Allah’tan büyük şeyler isteyecek yerde 
çok küçük şeyler istiyorsunuz. Oysa ki Allah büyüktür. 
Büyük Allah’tan  çok büyük şey istemelidir.
 
 Ne isteyeceğiz? İhdines sıratal müstagıym. Yani ‘’HİDAYET’’
 
Hidayet isteyin ki hidayet en büyük ödüldür. Hidayet hiçbir servetin yerini tutmaz. 
Hiçbir servet  hidayet kadar olamaz.   
 Hidayeti elde eden yeryüzünün  tüm hazinelerinden daha değerli bir şey elde etmiştir.
 
Allah bir insana  hidayet vermemiş ise, yeryüzü senin olsa ne olur?  
Hidayet  vermiş ise, hiçbir şey vermese ne kayb edersin? 
Çünkü Allah hidayet ile ebedi mutluluğun anahtarını vermiş demektir. Onun için hidayet isteyin Allah’tan. 
Allah’tan istemenin adabı budur. Sonra başka şeyler de  isteyebilirsiniz. Ama önce hidayet isteyin .
 
‘’İhdinessıratal müstagıym’’ Bizi dosdoğru yola ilet.
 
Peki hidayet nedir? Bunu biraz açalım:
 
Allah’ın vahyi bize sadece vahiyle gelmiyor. Allah bize vahiyden önce  de hidayet nasip etti.  
Tarih öncesinde hidayet nasip etti. İşte misak bu hidayettir. Yani tabiatımıza bu hidayeti yerleştirdi.
 Her insanın bozulmamış  fıtratı, Allah’ın insana verdiği tabiat bir hidayettir. 
Bozulmamıştır. Saftır, bizatihi fiili bir hidayettir. Peşin bir hidayettir.
 
Onunla yetinmedi Rabbimiz bir lütuf daha yaptı. Bir de akıl verdi. İkinci bir hidayet.
Onunla yetinmedi bir lütuf daha yaptı. Vijdan verdi. Vijdanın kendisi de bir hidayettir.
 Onun için vijdanına tabi olanı vijdanı doğru yola götürür. Eğer kirlenmemişse…Eğer mahvolmamışsa… 
Eğer hala vijdan varsa o insanda. 
Akıl, fıtrat ve vijdan hidayetlerinin üstüne dördüncü olarak birde kitapları gönderdi.  
İşte ‘’İhdines  sıratal müstagıym ‘’ diyen bir insan  ‘’-Bizi dosdoğru bir yola ilet.’’ 
Diyen bir insan aynı zamanda şunu demiş olur: 
-Beni özüme döndür. Fıtratıma döndür. Vijdanıma döndür. 
Yani vijdanımı kirletme ve vijdan muhasebemde beni vijdanımın çağırdığı yere döndür.
Çünkü  vijdanı insanı hep hayra çağırır.
 
Yine, ‘’beni aklımın çağırdığı yere döndür. Aklı selimin yoluna. Sağ duyunun yoluna  döndür. 
Ve yine bununla bir insan ‘’kitabının çağırdığı, mesajının gösterdiği yola döndür’’  demiş olur.
 
‘’İhdines sıratal müstagıym’’ diyen aslında üçü kendi bünyesinde, biri de dışında bulunan
 bu dört hidayeti istemiştir. Bu bir istektir. 
Cenab-ı Hak bu isteğe  hemen Kur-an’ın  karşı sayfasında cevap veriyor :
- Elif Lam Mim… Bu kitap var ya (Kuran), şüphe yok, tereddüt yok, 
Allah’a karşı sorumluluğun bilincinde 
olanlar için hidayettir. İşte bu kitap (Kuran) hidayettir. 
Sen başka yerlerde ne arıyorsun?
 
Ama öncelikle akıl, fıtrat ve vijdan hidayetlerine  tabi olmayanlara 
bu kitap ne diyebilir ki!
Allah bu kitabı insanlığın eline uzatalı bindört yüzyıl  oldu. Biz onunla hep haşir neşiriz. 
Peki neden bizim için gereği gibi hidayete dönüşmüyor? 
Çünkü fıtrat, çünkü vijdan, çünkü akıl hidayetlerine yapışmadık da onun için bu hidayet, 
yazılı hidayet de bize bir şey söylemez oldu.
[Resim: ckPXiU.png] 
Hidayeti, doğruyu, hakkı istemek elbette çok önemlidir; ama bundan daha da önemli olanı, 
hidayet üzere kalmak ve hidayette istikametten şaşmamaktır. 
Bakara 2/2’de Kur’ân’ın, muttakîler için bir rehber olduğundan söz edilmektedir. 
Muttakîler, “takva sahipleri, duyarlı insanlar, sorumluluğunu bilenler, donanımlı olanlar, 
sorumluluğu gereği günahtan ve azaptan korunmaya çalışanlar” olarak tanımlanabilir. 
Bu durumda “zaten muttakî olanların hidayete veya rehbere ne ihtiyacı vardır ki?” 
diye bir soru yöneltilebilir. 
Bunun cevabı, “insanın takva sahibi olarak kalmasını sağlamak” şeklinde verilmelidir.
 
Yüce Allah, “iman edenlerin ve doğru yolda olanların hidayetini artıracağını” beyan ederek, 
hidayet üzere ve muttakî bile olsa, her insanın Kur’ân’ın rehberliğine muhtaç olduğunu beyan etmektedir. 
Dolayısıyla hiç kimse “ben yeterince olgunlaştım, benim herhangi bir şeye ihtiyacım yoktur” dememelidir. 
Çünkü Kur’ân’ın her hakikati, herkese yeni ufuklar kazandıracak şekilde bir içeriğe sahiptir. 
İnsanlar namaz kılarken de diğer zamanlarda da Kur’ân’dan bu anlamda yararlanmaya devam etmelidirler.
 
 ‘’Sıratal Müstagıym’’  Dosdoğru yol.
Sırat  yol demek.
 Müstagıym; istikamet  burdan gelir. Dosdoğru, eğrisi olmayan bir yol. 
Aslında ‘’sıratal müstagıym  nedir’’ diye sorulacak olursa tefsir olarak ‘’KUR-AN’dır’’  diyenler olmuş.
 Ki Tirmizi’de  geçen bir hadise  göre peygamberimiz (Sallalahu Aleyhi Vesselem)‘de 
sıratı müstagıymı  İSLAM olarak tefsir ediyor.
-Allah insanın önüne dosdoğru bir yol çizdi, Diyor. Bu sırat-ı müstagıymdir.  
Bu yolun iki kenarına  duvar yaptı. Bunlar Allah’ın hudududur.
 Bu duvarda kapılar açtı. Bunlar şeytanın  ve nefsin ordan insanı imtihan için, 
ordan Allah’ın insanı imtihan için hücum edeceği kapılar. 
Bu kapılara birer perde gerdi diyor. İşte  onlarda Allah’ın yasakları.
Bu yolun içinden bir davetçi doğru yola çağırıyor. Yolu gösteriyor. 
Bir de yolun başından bir davetçi  çağırıyor. 
Yolun başından çağıran davetçi Kur-an’dır buyuruyor.
 Yolun içinden çağıran davetçi ise İSLAM’dır buyuruyor. 
Yani peygamberimiz yolu insana açan, aydınlatan bir davetçi olarak 
sırat-ı müstagıymi İslam olarak  gösteriyor.
 Bu güzel teşbihte ifade edildiği gibi sırat-ı müstagıym İslamın dosdoğru yoludur.
Yine başka bir hadiste peygamber toprağa bir çizgi çizdi diyor RAVİ. 
Bu çizginin dışına da çizgiler çizdi. O çizgiye dikine çizgiler çizdi. 
Bu çizgilerin hepsi Allah’ın yolunun dışında ki yollardır. Bu tek yol (Kuran) ise Allah’ın yoludur. 
Burdan giden kurtulur, dedi diyor.
İşte biz de bu ayetten bunu anlıyoruz.
Özetle; Sırat-ı müstakim, “doğru yol” demektir. Bu yolda olmak, yalnızca Allah’a kulluk etmekle olur. 
Yalnızca Allah’a kulluk ise, onun kitabına, Kur’an’a sarılmakla mümkündür. 
 
Devam  ediyor.
[Resim: ckPXiU.png]
6-) Sıratallezine en amte aleyhim .(Nimet verdiklerinin yoluna) 
 
 
Bu  yolun nasıl bir yol olduğunu öğrenmemiz için  fatihayı tefsir etmeye devam ediyor.
Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna.
Şimdi bunlar kim?
Kendilerine nimet verilenler…
Allah’ın mutluluk, nimet verdiği kimseler; nebiler, doğru kişiler, bilginler ve iyilerdir. 
 
Bu âyet, bir önceki âyetteki sırât-ı müstakîmin kimlerin yolu olduğunu açıklamaktadır.
Nisâ’ 4/69’da da sayıldığı gibi Yüce Allah’ın nimet verdiği insanlar şu dört gruptur: 
en-Nebiyyûn “Peygamberler”,
 es-sıddîkûn “gerçeği onaylayanlar”, 
eş-şühedâ’ hakka şahit olanlar” ve 
es-sâlihûn “inancıyla davranışı bir olanlar, yanlışları düzeltenler.”
 
Aynı âyette Yüce Allah’ın belirttiğine göre bu dört grup insan “güzel arkadaşlar”dır. 
Bu ümmet içerisindekilerden, mahşerde azaptan kurtulmak isteyenler bu grupların son üçü 
arasında olmalı ve bu uğurda çalışmalıdırlar.
 İlk grup, yani peygamberlik kurumu, Hz. Muhammed ile sona erdiği için, dünyada yaşantı olarak
 geri kalan üçüne katılmak hedef olmalıdır.
 Bunu başarmanın sonu ise onlarla mahşerde arkadaş olmaktır.
Kur’ân Yüce Allah’ın bir nimetidir; ihsanıdır. Yüce Allah’ın nimet vermesi “sonuç”tur. 
“Sebep” hak etmektir. Nimet, hak edene verilir. 
Bu nimetle buluşmak isteyenler Kur’ân’a sarılmalı ve onun ilkeleriyle hayatı yaşamalıdırlar. 
Böylece Yüce Allah’ın ihsanıyla nimetlendirdikleri arasına girerler.
 
[Resim: ckPXiU.png] 
 Evet, Fatihayı Rasulullah okuyordu. Peki Peygamber okurken neyi kastediyordu? 
Kuşkusuz peygamber bu sureyi okurken  kesinlikle şunu kasdetmiş olması lazım. 
Kendisinden evvelki tüm peygamberlerin yolu. Ki Kur-an’da da bu gerçeği  vurgulayan  ayetler görüyoruz.  
Bu ayetlerden birin de ‘’Onların yoluna uy’’ deniliyor. 
 Peygamberler sayılıyor ve hemen arkasından deniliyor ki ‘’Onların yoluna uy, itibar et, tabi ol.’’ 
 Demek ki peygamber  fatihayı okurken  kendisi bizatihi, kendisinden  evvelkilerin yoluna uyması için 
dua ediyor.  Yani ‘’Ya Rabbi onların yoluna beni yönlendir’’ diyor. 
 
 Bu neyi gösteriyor? İslamın evrenselliğini. Zaman ve zeminler üstünlüğünü. 
Yani islam Muhammed (Sallallahu Alayhi Vessellem)’le başlamadı. 
İslam Allah insanla konuşmaya başladığında başladı.
 İslam insanlığın değişmez değerleri. Muhammed (Sallallahu Aleyhi Vesselam) ise bu  yolun en son rehberi, 
son kılavuzu. Kur-an da insana verilmiş son haritadır. Onun için biz her fatihayı okurken  
aslında insanlık tarihi içinde  yürüyen tüm salih insanların yolunda yürüdüğümüzü hatırlıyoruz. 
Ve fatiha ile şunu diyoruz:
-Ya Rabbi insanlık seli içerisinde bir çizgi var ki ben o çizginin arkasını takip ediyorum. 
Ben evrensel doğrunun peşindeyim Ya Rabbi. Bunu demiş oluyoruz.
Tabi peygamber bunu okurken kendisinden evvelki  peygamberlere tabi oluyordu. 
Sahabe okurken, onlarda kendisinden evvel peygambere uyan, peygamberlerin sahabelerine, 
yani havarilerine uyuyordu. Onlarda onu diyordu :
-Ya Rabbi sen bizi bizden evvelki peygamberlerin havarileri nasıl onlara tabi olmuşsa, 
bizi de bu peygamberin  onlar gibi arkasından yürüt.
Biz de ne diyoruz? Biz de burdan bakarak :
-Ya Rabbi sahabe ve peygamberde içinde olmak üzere, önceki peygamberlerin sadık ümmetleri  
hangi yolda gitmiş ise bizi de o yola ilet.
 Herkes kendi bulunduğu kategoride, daha önceki Salihleri, kurtulmuşları, daha önce 
nimet verilenleri  anmış oluyor.
 
Ve böylece aynı zamanda bir teşekkür de ifa edilmiş oluyor. Yani ebedi yolun yolcularına ebedi 
bir teşekkürdür fatiha. 
Bu şunu da gösteriyor. ‘’Sıratallezine en amte aleyhim’’ kendilerine nimet verdiklerinin yoluna.
 Bu nimet kuşkusuz nedir diye soracak olursanız bu nimetin İslam olduğunu  açıklamıştık.
 
Hidayettir bu nimet. İbadettir bu nimet. İhsan budur işte. Yani ‘’iyyakena’büdü’’  bu nimetin istenmesidir. 
‘’Yalnız sana ibadet ederim’’, derken işte yalnız O’na  ibadet edebilecek  bir hidayete kavuşmak
 en büyük nimettir.
Yalnız O’ndan isteyebilecek bir imana  kavuşmak en büyük  nimettir.  
İşte bu nimetin kendisine verildiğinin yoluna iletmesini istiyoruz Rabbimizden.
 
Bu ayetin verdiği bir nükte daha var. O da şu:
-Ya Rabbi ben bu yolda tek başıma değilim ki. Benden önce yürüyenlerin  arkasından devam ediyorum. 
Ya Rabbi ben senin yoluna, senin yolundaki insanların  ardından gitmek istiyorum. 
Ben senin yolunda  tek olduğumu söylemiyorum. Senin yolunda birçok insan  var ve o insanlar 
aracılığıyla beni menzili maksuda doğru yürüt.   
Beni rızana doğru yürüt. Beni yolunda daim kıl ve beni senin yolunda olanlarla beraber kıl, 
onlarla beraber olmamı nasip et, demiş oluyoruz. 
Buradaki ‘’BİZ’’ zamiri aynı zamanda ümmete dalalet eder.
 
Yani her namazda fatiha okurken insan ümmetini hatırlar. Sadece kendisine dua  etmiş olmaz. 
Tüm ümmete dua eder. ‘’Beni’’ demez. Bizi hidayete ulaştır der. 
Burada bir ‘’BİZ’’ şuuru  veriliyor. Kim o biz? 
Bizim fırka? Bizim parti? Bizim cemaat? Bizim tarikat? Bizim mezhep? Bizim meşrep?......  
Hiç biri değil. O BİZ kim? BİZİM ÜMMET.
Muhammed (Sallalahu Aleyhi Vessellem) ‘e ümmet olmuş her bir şahıs. Eğer geçmişleri de kastedersek,
islamın ebedi yolunda  yürüyen ve tüm islamın  peygamberlerine  tabi olan salih insanlardır.
O ‘’BİZ’’ o kadar geniş ki işte o BİZ’e  selam verirsiniz siz namazı bitirirken.
Es Selamu  Aleyküm ve Rahmetullah diye siz milyonlara  olan BİZ’e ; o siyah, o beyaz, o sarı ırktan olan,
o  Avrupalı, o  Afrikalı, o  Asyalı kardeşlerimize  selam verirsiniz. 
O BİZ şuurunu terkeden  aslında fatihayı terketmiş olur.
O BİZ şuurunu yalanlayacak işler yapan, ümmeti parçalayan, bölen hangi gerekçeye dayanırsa dayansın
fatihayı yalanlamış olur. 
Namazda okuduğu fatihayı, namazdan sonra yalanlamış  sayılır.
Namazı da ona hayır etmeyecektir.