SalihAmel Forum
FATİHA SURESİ (Ders-4) - Yazdırılabilir Sürüm

+- SalihAmel Forum (https://salihamel.org/forum)
+-- Forum: İslami İlimler (https://salihamel.org/forum/forumdisplay.php?fid=4)
+--- Forum: Kur’an-ı Kerim ve Tefsir (https://salihamel.org/forum/forumdisplay.php?fid=6)
+--- Konu: FATİHA SURESİ (Ders-4) (/showthread.php?tid=251)



FATİHA SURESİ (Ders-4) - Selâm - 07-09-2020

[Resim: t4zvVt.png]

 
 
 
7-Gayrilmağdubi Aleyhim Veleddaaallin:  
  
(Gazaba uğrayanların ve sapıtanların yoluna değil)  
  
    
Hemen hemen bütün müfessirlere göre Allah'ın "gazab"ı (lafzî karşılığı "öfke"), insanın, 
Allah'ın rehberliğini bilerek reddetmek ve emirlerine aykırı davranmak suretiyle başına
açtığı belalar ve felaketler ile eş anlamlıdır. 
  
Allah'ın gazabına uğrayanlar -ki kendilerini O'nun rahmetinden yoksun bırakanlar demektir-
olarak tanımlanan insanlar, Allah'ın mesajından tam haberdar olan, onu anlayan ama kabul
etmeyenlerdir.
Sapkınlar ise ya hakikatin hiç ulaşmadığı, ya da onu hakikat olarak kabul
etmelerini güçleştirecek kadar değişmiş ve bozulmuş olarak ulaştığı insanlardır.
  
''Gazaba uğratılmışlar” ifadesi, ilk insan neslinden Kıyâmet sabahına kadar gelecek olan ve ilâhî
gazabı hak eden herkestir; bunların içinde inkârcı Yahudiler de elbette vardır. 
  
“Sapıklıkta kalanlar” ifadesi de, benzer şekilde hakka karşı inanç şaşkınlığını tercih eden ve
gerçeğin karşısına dikilenlerdir. Şaşmakla kalmayıp şaşırtmaya çalışan ve yoldan çıkmışlıkla
nitelendirilen herkestir. Elbette bunların içinde bu özellikteki Hıristiyanlar da vardır. Benzer
özelliklerin sahibi olan herkes bu hitabın muhatabıdır.
  
Ve  sapıtanlarınkine de   iletme.  
  
Yani gazaba uğrayanların  yoluna değil, bir de sapıtanlarınkine  değil! Aslında  gazaba
uğrayanlar aynı zamanda sapıtmış değiller mi ki  ayrıca birde ‘’veleddaaallin’’ geliyor.
  
Gazaba uğramak sapıtmaktır. Sapıtmakta gazaba uğramaktır.Çünkü sapıtmaktan daha
büyük bela mı vardır? Aslında bunun ikisi de aynı değil mi ki ayrı ayrı geliyor?
 
Bu soruya cevap olmak üzere Tirmizi’de geçen bir hadiste ve bir çok kaynakta farklı
varyantlarıyla  geliyor. Hadis şöyle tefsir ediliyor:
 
''Gazaba uğrayanlar arasında  Yahudiler de vardır.
Yani Yahudiler gazaba uğrayanlardandır. ''

 
Bu formu tartışılmıştır. Sahih olup olmadığı konusunda bir çok söz söylenmiştir.  Ama bir
başka bir formu var ki bu sahih bir kaynaktan geliyor. Senetle geliyor. O formu da şu:
  
''Gazaba uğrayanlardandır yahudiler.'' Yani gazaba uğramak sadece  yahudilere özgü bir şey değil. 
Ama onlar gazaba uğrayanlar içindedir.
 
Sapıtanlardan da Hristiyanlardır. Hristiyanlar da sapıtanlardan bir kısımdır.  Bu haddi zatında
bize şu gerçeği  söylüyor.
Biz her fatihada
 
‘’ Ya Rabbi bizi  Yahudileşmekten , bizi Hristiyanlaşmaktan koru.’’
 
Diyoruz. Bununla şunu demiş  oluyoruz:
 
-Ya Rabbi Yahudiler gibi dinimizi  törenselleştirmekten bizi koru.
 
-Ya Rabbi Hristiyanlar gibi dinimizi vijdanileştirmekten ,
 
dinimizi seküleştirmekten bizi koru.
  
Yine başka bir açıdan şunu söylüyoruz. Peygambere davranış açısından 
 
‘’ Ya Rabbi Yahudilerin peygamberine  yaptığı gibi bizi peygamberimize hakaret
etmekten koru. Onu aşağılamaktan, küçültmekten koru.'' 
 
Öbür taraftan da ‘’ Ya Rabbi Hristiyanların peygamberlerine yaptığı gibi, peygamberimizi
ilahlaştırmaktan bizi koru.’’
  
Aslında tarih çizgisi içerisinde iki sapmaya, iki temel  sapmaya bir temayül olarak bakıyor
Kur-an ve bizi de buna dikkat çekiyor. Yani Yahudileşmek bir eğilimdir. Bir temayüldür.
Yoksa gazaba uğramış  millet olmaz. Allah hiçbir kavmi  gazaba uğratmaz. Bir kavimden
olmak gazaba uğramanın gerekçesi olamaz. Bu Allah’a  hakaret olur.  Hiç kimse içinde 
doğacağı kavmi kendisi seçmiyor. Ama gazaba uğramak bir mantıktır.  Yahudilişme mantığıdır.
Hristiyanlaşma mantığı da sapıtmaktır.
  
İşte bu manada Yahudileşme mantığı  dini törenselleştirir. Dini  biçime hasreder.
Hristiyanlaşma mantığı sapıtan mantıksa  dini vijdana hapseder. Dini  insanın içine hapseder. 
İkisi de sapıtmadır. İkisi de Hak’kın  dışında bir yöntemdir.  İşte bu ikisinden kaçınmamız,
bu iki yoldan  geri durmamız  için hergün, her namazda, her rekatta;
 
‘’gayril  mağdubi aleyhim veleddaaallin’’
(gazaba uğrayanların ve sapıtanların yoluna değil)
diyoruz.
[Resim: ckPXiU.png]
Fatiha suresinin bu ayetinde dikkat çekilen ‘’Yahudileşme’’ve ‘’Hristiyanlaşma’’  Yahudilerin
ve Hristiyanların Kur’an’da anlatılan yoldan çıkma sürecine verebileceğimiz en doğru isimlerdir.
Kur’an  bu  konuya başka hiçbir konuya ayırmadığı kadar çok yer vermiştir. Elbette bunun
sebebi yalnızca geçmiş kavimlerin hikayesini anlatmak olamaz. Yahudileşme ve Hristiyanlaşma
konularına Kur’an’da bu kadar fazla yer verilmesinin sebebi, bu ümmeti gelecekte bekleyen
en büyük tehlikeye karşı dikkat çekmek ve   korumak içindir.
 
Kur’an’ın ilk müfessiri olan Peygamberimiz, Fatiha’nın son ayetini tefsir sadedinde şöyle
buyurmuştur:
 
’Gazaba uğrayanlar Yahudilerdir, dalalete düşenler Hristiyanlardır’’
(Tirmizi Tefsir, 2/2957 İbni Hanbel)
 
Aslında Peygamberimiz iki sapmaya tarihten iki örnek vermiştir. Fatiha okuyan her mü’min,
her okuduğunda bu iki sapık yola girmekten Allah’a sığınmaktadır. Demek ki Fatiha okuyup
namaz kılan Müslümanların da bu iki sapıklığa düşmesi mümkündür.
Buna ‘’Müslümanın yahudileşmesi’’
ve ‘’Müslümanın Hristiyanlaşması’’ adını verebiliriz.
 
Yahudileşme dinin ruhunu öldürüp cesedine sarılma, Hristiyanlaşma dinin cesedini
öldürüp ruhuna sarılmadır.
 
Yahudileşme dini sevgisizleştirme, Hristiyanlaşma dini şeriatsızlaştırmadır.
 
Yahudileşme peygamberi aşağılama, Hristiyanlaşma peygamberi aşırı yüceltmedir.
 
Yahudileşme dünyevileşme, Hristiyanlaşma ruhbanlaşmadır.
 
Fatiha bu iki sapmaya karşı mü’mini uyarmaktadır. Onların yoluna girmek için Yahudi ve
Hristiyan olmak şart değildir. Zaten Kur’an’a göre Yahudiler ve Hristiyanlar da başlangıçta
Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya bağlı mü’min ve Müslümanlardı. Hz. Musa’nın ve Hz. İsa’nın mü’min
ve Müslümanları nasıl Yahudileşti ve Hristiyanlaştı ise, Hz. Muhammed’in ümmeti de onların
yolundan gidip Yahudileşebilir ve Hristiyanlaşabilirdi. Fatiha mü’mini bu tehlikeye karşı namazın
her rekatında uyarıyordu.
 
Fatiha’nın sonunda ‘’amin’’ denmesi sünnettir. Amin İbrahimi şeriatların ortak şiarıdır.
Musevi (Yahudi değil), İsevi (Hristiyan değil) ve Muhammedi davetin aynı ilahi kökten neşet
ettiğinin hoş bir belgesidir. ‘’Amin’’, onaylama, doğrulama, tasdik etme, katılma, evetleme
anlamına gelir. İbranicede ‘’öyle olsun, duam tutsun, kabul olsun’’ çağrışımlarına sahiptir.
 
Allah Rasulü, Fatiha’yı okuduğunda ‘’amin’’ derdi. Eğer Fatiha’yı açıktan okumuşsa ‘’amin’i de
açıktan söyler, eğer gizliden okumuşsa ‘’amin’’i de gizli söylerdi.
Şu hadis, ‘’amin’e iştirakin önemini güzel anlatır:
 
''-İmam ‘’ğayri’l-mağdubi’ aleyhim ve leddallin’’ diye okuduğu zaman ‘’Amin’’ der
ve yer ehlinin ‘’amin’’leri sema ehlinin ve meleklerin ‘’amin’’leriyle buluşursa,
Allah kulunun geçmiş günahlarını affeder.’’ 
(Buhari Ezan 112, Müslim Salat 72/410)
 
Allah Rasulünün ve sahabenin uygulamasından Fatiha’nın sesli okunduğu cemaat namazlarında
cemaatin de imamın ‘’amin’nine sesli olarak katıldıkları kesin olarak anlaşılmaktadır.
Fıkıh okullarının kahir ekseriyeti de bu görüştedir.
[Resim: ckPXiU.png]
Fatiha’nın tekrarının hikmeti
 
Bu mübarek surenin namazın her rekatında tekrarlanması sayısız hikmetler içerir.
İlk akla gelenler şunlardır:
 
1- Fatiha’daki hakikatler öyle yüce hakikatlerdir ki, onları değil unutmak, unutma ihtimali
dahi insanı diken üstünde tutmalı ve teyakkuza sevk etmelidir. Bu saikle insan Fatiha’daki
hakikatleri sürekli tekrar etmeli ve söz konusu tekrar bu ebedi hakikatleri unutmamaya
yeminli olduğunu göstermelidir.
 
2- İnsan nisyan ile maluldür. İnsan kelimesinin kökeniyle ‘’unutmak’’ anlamına gelen nisyan
kelimesinin kökeni aynıdır. Unutan insana hatırlatılır. Allah’da Fatiha ile insana Rabbiyle
nasıl ilişkiye gireceğini hatırlatmaktadır.
 
3- Fatiha’nın namazın her rekatında tekrarı, salt tekrardan öte bir hakikate işaret eder.
O da Fatiha’nın sınırlı lafızlarının arkasında bitmez tükenmez bir mana okyanusu barındırdığı
gerçeğidir. Bu yüzden Fatiha’nın her okunuşu bir tekrar değil, o mana okyanusundan bir
kısmının daha akleden kalbe nazil olmasıdır.
 
4- Fatiha mü’minin hayatı boyunca dilinden dökülen tüm sözler içinde en yüksek tekrar
sayısına sahip söz olmalıdır. Nasıl ki Fatiha İlahi kelamın en başında yer alıyorsa, böylece
mü’minin söz dağarcığının da en başında yer almalıdır. Hayatının tüm sözleri tasnif edilip
tekrar sayısıyla birlikte önüne konulduğunda, Fatiha en çok tekrar sayısına sahip yüce
sözler arasında yer almalıdır.
 [Resim: ckPXiU.png]
Fatiha insanlıkla yaşıt tüm vahiylerin, tüm semavi şeriatlerin özüdür. Onun için farklı dinlere
mensup insanların olduğu bir masada, ‘’Herkes üzerinde ittifak edebileceğimiz ortak bir metin
ortaya koysun’’ denilse, Fatiha’dan daha güzel bir metin ortaya konulamaz. Dolayısıyla Fatiha
insanlığın değişmez değerlerinin kodlarını içinde barındıran ilahi bir manifestodur.
 
Not: İsrailoğulları üzerinden Yahudileşme sürecinin en çok bahsedildiği sure Bakara suresi, 
İseviler üzerinden Hristiyanlaşma sürecinin en çok bahsedildiği sure Al-i İmran suresidir.
Her iki uzun süre Kur’an’ın musaf sırasında ilk başlarda yer almaktadır.  

 
Rabbim, hayatın ve hakikatin sahibi sensin, bizleri hakikate sadakatte ve 

aktif iyilikte sabit kadem eyle, hayatımızı imanımıza şahid kılanlardan eyle.

Amin, amin, ya Mu’in, ve ahirunda’vana eni’l-hamdülillahi Rabbi’lalemin.  

Bi şehadeti Sureti’l-Fatiha.

 
 

 
 
Kayn
aklar:
Türkiye Diyanet Vakfı-Kur'an Yolu Türkçe Meâl ve Tefsir
Süleymaniye Vakfı Tefsir Çalışmaları, Abdulaziz Bayındır
Kısa Surelerin Tefsiri, Mehmet Okuyan
Hayat Kitabı Kur’an, Gerekçeli Meal-Tefsir Mustafa İslamoğl