SalihAmel Forum
İBADET - Yazdırılabilir Sürüm

+- SalihAmel Forum (https://salihamel.org/forum)
+-- Forum: İslami İlimler (https://salihamel.org/forum/forumdisplay.php?fid=4)
+--- Forum: İslami Kavramlar (https://salihamel.org/forum/forumdisplay.php?fid=17)
+--- Konu: İBADET (/showthread.php?tid=252)



İBADET - Selâm - 11-10-2020

 
[Resim: LCPtiz.png]

İBADET
 
 
KUR‟AN‟DA İBADET KAVRAMININ KULLANIMI
 
  
Kur’an’ı Kerim’e yöneldiğimizde söz konusu kelimenin çoğunlukla ilk üç manasının
(köle,itaat ve kulluk) kullanılmış olduğunu görüyoruz.
 
I. Kölelik ve İtaat Manasında İbadet
 
İbadet kavramının birinci ve ikinci manaları ile ilgili misaller şunlardır:
 
“Sonra Musa ve kardeşi Harun‟u, ayetlerimizle ve apaçık bir delille Firavun ve
önde gelen çevresine gönderdik. Ancak onlar büyüklük tasladılar.Bu iki adamın kavmi
bize kölelik ederken, şimdi biz kalkıp bizim gibi iki insana mı inanacağız, dediler.”
(Müminun, 45-47)
 
“ (Firavun’un çocukluğundan beri besleyip büyütmekten bahisle Hz.Musa’yı
nankörlükle suçlaması üzerine) Hz.Musa şöyle dedi; “Başıma kaktığın bu nimet
İsrailoğullarını köle kılmandan ötürüdür.” (Şuara, 22)
 
Bu iki ayette ibadet ile kastedilen kölelik,itaat ve emirlere uymaktır. Firavun “Musa ve
Harun’un kavmi bizim kölemizdir” demişti. Yani “bizim kölemiz ve emirlerimize itaat
edenlerdir” demek istemişti.
 
“Ey iman edenler, eğer siz bana ibadet ediyorsanız, size bağışlamış
bulunduğumuz temiz şeylerden yiyin ve Allah‟a şükredin.” (Bakara, 172)
 
Bu ayetin nüzul sebebi şudur: İslam’dan önceki Arap toplumu atalarından
kalma örf ve adetlere ve önderlerinin koymuş olduğu yasalara uyarak yeme ve içmede çeşitli
engeller ve yasaklar koyarlardı. Bu insanlar İslam’ı kabul edince Allah Teala şöyle buyurdu:
 
“Eğer siz bana ibadet ediyorsanız, bütün o eski yasakları kaldırın ve benim size helal
ettiklerimi hiçbir sakınca görmeden yiyin için.” 
 
Bunun manası açıkça şudur; Eğer siz önderlerinize ve büyüklerinize kulluğu,boyun eğmeyi 
ve itaatı bırakıp ta yalnızca bana boyun eğip,kulluk ve itaat ediyorsanız, sizin için artık 
helal ve haram kılma hususunda onlara değil, bana uymanız, onların yasalarını tümüyle 
reddetmeniz gerekir.
Bu da gösteriyor ki,yukarıdaki ayette de ibadet kelimesi sadece kölelik ve itaat 
manasında kullanılmıştır.
 
“De ki; Allah katında yeri bundan daha kötü olanı size söyleyeyim mi? Allah
kim(ler)e lanet ve gazap etmiş, kimlerden maymunlar, domuzlar ve tağuta kulluk(ibadet)
edenler kılmışsa, işte onların yeri daha kötüdür ve onlar düz yoldan daha çok
sapmışlardır.” (Maide, 60)
 
“Andolsun ki biz her kavme Allah‟a ibadet edin ve tağuta ibadetten kaçının‟
diye bir elçi gönderdik.” (Nahl, 36)
 
“Tağuta kulluk etmekten kaçınan ve Allah‟a yönelenlere müjde var. Müjdele
kullarımı!..” (Zümer, 17)
 
Bu üç ayette de “tağuta ibadet”le kastedilen tağuta itaat ve köleliktir. Daha önce de
işaret ettiğimiz gibi, Kur’an terminolojisinde tağut kavramıyla, Allah’a isyan ederek Allah’ın
mülkünde kendi buyruk ve yasalarını hakim kılmaya çalışan ve O’nun kullarını ya zorbalık ve
terörle yada vaad, ulufe veya propaganda gibi aldatıcı yollarla kendisine itaat ve kulluğa
çağıran her türlü devlet, hükümet, düzen, sistem, önder, kişi ve zümre ifade edilmektedir.
Kur’an’a göre bu tür sistem, kişi yada zümrelere boyun eğmek ve ona itaat ederek onun
koyduğu buyruk ve yasalara bilerek isteyerek uymak açıkça tağuta kulluk, tağuta ibadet etmek
demektir.
 [Resim: ckPXiU.png]
II. İtaat Anlamında İbadet
 
Aşağıdaki ayetlerde ibadet kelimesi sadece ikinci anlamda yani itaat anlamında
kullanılmıştır.
 
“Ey Ademoğulları, Ben size şeytana tapmayın, o sizin için apaçık bir düşmandır
diye bildirmedim mi?” (Yasin, 60)
 
Grupsal cinnetlerin bir türü olarak günümüzde nadiren rastlanan küçük, gizli
şarlatanlıkların dışında dünyada hiç kimsenin şeytana tapmadığı açıktır. Bilakis, her taraftan
ona lanet yağmaktadır. Bu nedenle Allah Teala, hesap günü Ademoğlunu şeytana tapmasından
dolayı suçlamayacaktır. Fakat O, şeytanın vesvesesine uymakla, onun telkin ettiği emirlere
itaat etmekle ve işaret ettiği yollara koşuşturmakla suçlanacaktır.
 
(Kıyamet günü Allah Teala şöyle buyurur) Zulmedenleri, onlarla işbirliği edenleri
ve Allah‟ı bırakıp ta taptıklarını bir araya getirip toplayın.Onları cehennem yoluna
koyun…” (Saffat, 22-23)
 
“Birbirlerine dönüp sorgulamaya başlarlar. (Tabi olanlar tabi olduklarına)
''Doğrusu siz bize hayır yoluyla gelenlerden idiniz‟ deyince (onların tabi oldukları) ''hayır
siz inanmış kimseler değildiniz. Sizin üzerinizde bizim bir nüfuzumuz yoktu. Bilakis
siz, azmış bir kavimdiniz‟ derler.” (Saffat, 27-32)
 
Bu ayet-i kerimelerde Allah’tan başkalarına kulluk edenlerle, kendilerine kulluk
edilenler arasında geçen temsili söyleşide aktarılan soru ve cevaplar açıkça göstermektedir ki,
bu ikinciler tanrı yerine konulan sembolik varlıklar yada putlar değil, insanların önüne
kurtarıcı yada yol gösterici kılığında çıkıp onları Allah’ın yolundan çeviren, onlara Allah’ın
dininden başka dinler öneren lider konumundaki nüfuzlu kimseler, kavim, kabile, aşiret
büyükleri yahut din adamlarıdır. Söz konusu önderler, tesbih, cübbe, seccade v.s. ile Allah’ın
kullarını aldatarak kendi amaçlarına ulaşmış, ıslah ve yardımseverlik iddialarıyla kötülük ve
bozgunculuğu yaymışlardır. Bu gibi kimseleri körü körüne taklit etmek, hiçbir sorgulamaya
tabi tutmadan buyruklarına boyun eğmek bu ayette ibadet kavramıyla ifade edilmektedir:
 
“Onlar, Allah‟ı bırakıp ta bilginlerini ve din büyüklerini rabler edindiler. Aynı
şekilde Mesih ibn-i Meryem‟i de. Halbuki tek tanrıdan başkasına ibadet etmekle
emrolunmamışlardı.” (Tevbe, 31)
 
Burada bilgin ve din büyüklerini rabler edinip, onlara ibadet etmekten kasıt, onları
emir ve yasaklamaya (nehiy) yetkili görmek, Allah ve peygamberden gelen hiçbir delili
olmadan onlara itaat etmektir. Peygamber Efendimizden nakledilen sahih rivayetlerde bu
anlamın doğrulandığını görüyoruz; Peygamber Efendimize “biz bilgin ve din büyüklerimize
katiyen ibadet etmedik” diye bildirilince O şöyle cevap vermişti; “Onların helal kıldıklarını
helal, haram kıldıklarını da haram olarak görmüyor muydunuz?”
 [Resim: ckPXiU.png]
III. Tapınma Anlamında İbadet
 
Şimdi ibadet kavramını, tapınma anlamındaki üçüncü anlamıyla ifade eden ayetleri
inceleyelim. Ancak bunu yaparken, Kur’an’ı Kerim’e göre, ibadet kavramının tapınma
anlamında kullanılmasında iki şeyin belirleyicisi olduğunu iyice bilmemiz gerekir.
 
1. Herhangi bir kimse için yapılan secde, rüku, elleri bağlayıp dikilme, tavaf, kabri
öpme, bir şey adama ve kurban kesme gibi merasimler genellikle tapınma amacıyla
yapılmaktadır.
 
Bu merasimler sunulan ve böylece kendisine tapılan kişi veya nesne, bizzat en büyük
bağımsız mabud kabul edilse yada ona yaklaşmak ve şefaatini kazanmak için bir vesile sayılsa
veya o, en büyük mabudun denetimi altındaki ilahlık (uluhiyete) düzenine ortak görülse de bir
şey fark etmez.
 
2. Herhangi bir kimseyi sebepler aleminde yetki sahibi zannedip kendi ihtiyaçlarını
gidermek için ona niyazda bulunmak, sıkıntı ve belalara uğrayınca ondan yardım dilemek,
tehlike ve zarardan kurtulmak için ona iltica etmek.
 
Bu iki tür eylemin ikisi de Kur’an’ın tapınma tanımına uymaktadır. Aşağıdaki Kur’an
ayetleri bunun örnekleridir.
 
“De ki; Bana Rabbimden apaçık belgeler gelince sizin Allah'tan başka ibadet
ettiklerinize kulluk etmekten kesin olarak men edildim ve alemlerin Rabbine teslim
olmakla emrolundum.” (Mümin, 66)
 
“(İbrahim dedi ki) Sizden de Allah‟tan başka yalvardıklarınızdan da ayrılıyorum
ve yalnız Rabbime dua ediyorum. Umarım ki Rabbime yakarmakla (sizin gibi) bahtsız
olmam. (İstediklerimden mahrum bırakılmam) “İşte onlardan ve onların Allah‟tan başka
(taptıklarından) ibadet ettiklerinden ayrılınca O‟na İshak‟ı ve (İshak’ın oğlu) Yakub‟u
armağan ettik ve hepsini de Peygamber yaptık.” (Meryem, 48-49)
 
“Allah‟ı bırakıp ta kendisine kıyamet gününe kadar cevap vermeyecek olan
şeyleri çağıranlardan, yalvarandan daha sapık kimdir? Oysa onlar, bunların
çağrılarından, yalvarmalarından habersizdirler. İnsanlar haşrolunduğu zaman
Allah‟tan başka yalvardıkları onlara düşman kesilirler ve onların (kendilerine) ibadet
etmelerini de inkar ederler.” (Ahkaf, 5-6)
 
Kur’an-ı Kerim bu üç ayette de açıkladığı gibi, ibadet kavramı (ilah) tanrı yerine
konulan şeylere dua, yakarma ve onlardan yardım istemek anlamında kullanılmaktadır.
 
“Bilakis onlar cinlere tapıyorlardı ve çoğu onlara iman etmişti.” (Sebe, 41)
 
Burada cinlere ibadet ve onlara iman etmeyi Cin Suresinin şu ayeti açıklamaktadır:
 
“Doğrusu insanlardan bazı kimseler, cinlerden bazı kimselere sığınırlardı da,
onların (şımarıklıklarını ve) azgınlıklarını artırırlardı.” (Cin, 6)
 
Bu iki ayette “cinlere sığınmak”, “cinlere ibadet etmek” deyimleriyle anlatılmak
istenen onlara sığınmak, tehlike ve zarara karşı onlardan korunma isteğinde
bulunmaktır. Cinlere iman etmek deyimiyle de cinlerin koruma ve kendilerine sığınanları
muhafaza etme gücüne sahip olduklarına dair inançları belirtiliyor.
 
“(Rabb’in) onları ve Allah‟tan başka taptıklarını topladığı gün, (tapılanlara) de ki:
Bu kullarımı siz mi azdırdınız, yoksa kendileri mi yolu sapıttılar? Derler ki; Seni tenzih
ederiz senden başka dostlar (veliler) edinmek bize yaraşmaz…” (Furkan, 17-18)
 
Bu ayetin üslubundan açıkça anlaşılmaktadır ki; mabudlar ibaresiyle veliler ve Salihler
kastedilmektedir.
 
“Onlara ibadet etmek” teriminden maksat ise, onları kulluk sıfatından yüce, ilahlık
sıfatlarıyla muttasıf görüp, gaybi yardım, hacetleri görme, yardıma koşmaya kadir zannetme ve
tapınma derecesine ulaşacak derecede onlar için saygı ve tazim ifade eden amellerde
bulunmaktır.
 
“O gün hepsini bir araya toplar; sonra meleklere; Bunlar size mi tapıyorlardı
(ibadet ediyorlardı) diye sorar. Onlar da; Seni tenzih ederiz. Bizim velimiz sensin. Onlarla
bir bağımız, bağlantımız yok bizim. Hayır, onlar cinlere tapıyorlardı. Çokları onlara
inanıyorlardı.” (Sebe, 40-41)
 
Bu ayette “meleklere ibadet” etmekten gaye, melekler için türbe, ziyaretgah ve hayali
heykeller yaparak onlara tapmaktır. Bu tapınma yoluyla, onları razı ederek, onların inayet ve
himmetlerini elde etmek, böylece dünyaya yönelik işlerinde onların yardımını kazanmak
amaçlanmaktadır.
 
“Allah‟ı bırakıp da kendilerine ne zarar ne de fayda verebilenlere ibadet ederler
ve bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir derler.” (Yunus, 18)
 
“…Allah‟ı bırakıp da başkalarını veli (dost) edinenler; biz bunlara ancak bizi
Allah‟a yaklaştırmaları için ibadet ediyoruz‟ derler.” (Zümer, 3)
 
Bu ayetlerde de ibadetten kasıt, tapmaktır ve tapınma gayesi de açıklanmıştır.
 [Resim: ckPXiU.png]
IV. Kulluk, İtaat ve Tapınma Manasında İbadet
 
Yukarıda verdiğimiz örneklerden açıkça anlaşılmaktadır ki ibadet kavramı Kur’an-ı
Kerim’de bazen kulluk ve itaat manasında bazen de sadece itaat manasında
kullanılmaktadır. İbadet kavramının söz konusu üç manasını da bünyesinde toplayan örneklere
geçmeden önce kafalarımıza iyice yerleştirmemiz gereken önemli bir nokta var.
Yukarıda naklettiğimiz tüm ayetlerde Allah’tan başkalarına ibadet anlatılmaktadır. Söz
konusu ayetlerde ibadet kavramıyla kulluk ve itaat kastediliyor, mabut ise ya şeytandır yada
Allah’ın kullarını Allah’a değil, kendisine itaat ve kulluk ettirerek tağutlaşan asi insan veya
Allah’ın kitabını bir tarafa bırakarak kendi uydurduğu usullerle halkı yöneten önder ve
liderlerdir. İbadetin tapınma anlamıyla kullanıldığı ayetlerde ise mabud, ideolojiler (öğretiler)
ve yönlendirmeler sonucu mabudlaştırılan veli, nebi ve salihler ile sırf yanlış anlama nedeniyle
metafizik anlamda rububiyete ortak koşulan melek ve cinler veya şeytanın iğvası yoluyla
tapınma odağı haline gelen hayali güçlerin put ve resimleridir. Kur’an bütün bu mabud
türlerini –değil mi ki, onlara kulluk yada itaat ediliyor veya tapılıyor- batıl olarak nitelemekte
ve onlara ibadetin sapıklık olduğunu bildirmektedir. Kur’an’ın ifadesi şudur: “Sizin bu ibadet
edegeldiğiniz mabudlarınız hepsi Allah’ın kulu ve kölesidir. Ne onların ibadet edilmeye
hakları vardır ve ne de onlara ibadet etmekle elinize hüzün, zillet ve rezillikten başka bir şey
geçer. Gerçekte onların ve tüm kainatın maliki sadece Allah’tır. Tüm yetkiler Onun
elindedir. Bu yüzden bir tek Allah’tan başka hiç kimse ibadet edilmeye layık değildir.
 
“Allah‟ı bırakıp çağırdıklarınız (yalvardıklarınız) da sizin gibi kullardır. Eğer
doğru sözlü kimselerseniz, onları çağırın da size cevap versinler bakalım… Allah‟tan
başka çağırdıklarınız ne size ve ne de kendilerine herhangi bir yardımda bulunmaya güç
yetirebilirler.” (A‟raf, 194-197)
 
“Rahman çocuk edindi dediler. O (bu yakıştırmadan) münezzehtir. Hayır, melekler
şerefli kılınmış kullardır. Onlar sözle (bile olsa) O'nun önüne geçmezler ve ancak O'nun
emriyle amel ederler. Allah, onların zahirlerini de batınlarını da bilir. Onlar Allah'ın
hoşnut olduğundan başkasına şefaat de edemezler. O'nun korkusuyla titrerler.”
(Enbiya, 26-28)
 
“Onlar, Rahman‟ın kulları olan melekleri de dişi (ilahe) saydılar.”
(Zuhruf, 19)
 
“Onlar, cinlerle Allah arasında bir soy bağı kurdular. Oysa andolsun ki, cinler de
kendilerinin hesap yerine götürüleceklerini bilirler.” (Saffat, 158)
 
“Mesih (Hz.İsa) de mukarreb (Allah’a en yakın) melekler de Allah‟a kul olmaktan
asla çekinmezler. Kim O'na kulluktan çekinir ve büyüklük taslarsa, bilsin ki O, hepsini
huzurunda toplayacaktır.” (Nisa, 172)
 
“Göklerde ve yerde olan her şey Rahman‟a baş eğmiş kul olarak
gelecektir. Andolsun ki onların hepsini hesaba katmış, teker teker saymıştır. Kıyamet
günü hepsi O‟na yapayalnız tek başlarına geleceklerdir.” (Meryem, 93-95)
 
“De ki; Ey mülkün sahibi Allah‟ım, dilediğine mülkü verirsin ve dilediğinden
mülkü alırsın. Dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın. İyilik (hayr) senin
elindedir. Gerçekten Sen her şeye güç yetirensin.” (Al-i Ġmran, 26)
 
Böylece Kur’an-ı Kerim, herhangi bir şekilde kendisine ibadet edilen bütün kimse ve
nesnelerin, hiçbir yetki ve otoriteye sahip olmayan Allah’ın kulları ve yaratıkları olduğunu
ispatladıktan sonra, dinlerin ve insanların hepsinin tüm anlamlarıyla ibadetlerini sadece
Allah’a yapmaları, O’na özgü kılmaları ve O’na tahsis etmeleri gerektiğini
vurgulamaktadır. Kulluk edilecekse Allah’a edilmeli, itaat edilecekse yine O’na edilmeli,
tapılacaksa yine O’na tapılmalıdır. Bu ibadet şekillerinden hiç birini Allah’tan başkası için
akıldan geçirmek bile doğru değildir.
 
“Andolsun ki, her ümmete ''Allah‟a ibadet edin tağutlara ibadetten kaçının‟
diyen bir peygamber gönderdik.” (Nahl, 36)
 
“Tağuta ibadetten kaçınıp da Allah‟a yönelenlere müjdeler olsun.” (Zümer, 17)
 
“Ey Ademoğulları, ben size şeytana ibadet etmeyin, o sizin için apaçık bir
düşmandır‟ diye bildirmedim mi? Yalnız bana ibadet edin.İşte doğru yol budur.”
(Yasin, 60-61)
 
“Onlar, Allah‟ı bırakıp da bilginlerini ve din büyüklerini rabler edindiler ve
Meryem oğlu Mesih‟i de… Halbuki tek ilahtan başkasına ibadet etmemekle
emrolunmuşlardı…” (Tevbe, 31)
 
“Ey iman edenler! Eğer siz bana ibadet ediyorsanız, size bağışlamış
bulunduğumuz temiz şeylerden yiyin ve Allah‟a şükredin.” (Bakara, 172)
 
Bu ayetlerde yalnızca Allah’a yapılması istenen ibadetin kulluk, kölelik, itaat ve boyun
eğme manalarına geldiği hükme bağlanmıştır. Bu itibarla ibadet kavramının içeriği daha da
netleşmiş, ibadetin işlevi belirginleşmiştir. Kısacası Allahu Teala, büyükleri (Ahbar ve
ruhban) ile ata ve ecdada itaat ve kulluktan kaçınmayı emretmiş, itaat ve kulluğu yalnızca
Allah’a yapmak gerektiğinin kesin hükmünü belirtmiştir.
 
“De ki; Bana Rabbimden apaçık belgeler gelince, sizin Allah‟tan başka ibadet
ettiklerinize kulluk etmekten kesin olarak men edildim ve Alemlerin Rabbine teslim
olmakla emrolundum.” (Mümin, 66)
 
“Rabbiniz buyurdu ki; Bana dua edin ki, duanıza icabet edeyim. Bana ibadet
etmekten büyüklenenler alçalmış olarak cehenneme gireceklerdir.” (Mümin, 60)
 
“(Allah) Geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin. Güneşi ve ayı
buyruğu altına almıştır O. Her biri belli bir vakte kadar akıp gider.İşte budur Rabbiniz
olan Allah. Hükümranlık yalnız O‟na mahsustur. O‟nu bırakıp da tapmakta olduğunuz
diğer varlıkların zerre kadar bile yetkisi yoktur. Onları çağırsanız, çağrınızı duymazlar,
duysalar bile icabet etmeye güçleri yetmez. Kıyamet gününde ise sizin onları Allah‟a
ortak koşmanızı kendileri reddederler…” (Fatır, 13-14)
 
“De ki; Allah‟ı bırakıp da size fayda da zarar da vermeyecek olanlara mı ibadet
ediyorsunuz.Allah işitendir, bilendir.” (Maide, 76)
 
Bu ayetlerde tapınma manasına gelen ibadetin Allah’a has kılınması hükmü
verilmektedir. Burada ibadet kavramı, dua ile eş anlamda kullanılmıştır. Önceki ve sonraki
ayetlerde ise, rububiyetin metafizik manasıyla Allah’a ortak koşulan mabudlar zikredilmiştir.
Kur’an’da Allah’a ibadetin zikredildiği her bir ayetin anlam ve kapsam itibariyle
içeriğinde ibadet kavramının yukarıda anlatılan anlamlarından herhangi biri özellikle
vurgulanmıyorsa böylesi bütün ayetlerde ibadet kavramı üç anlamın hepsini birden yani
kulluk, itaat ve tapınma anlamlarını kapsamaktadır. Misal olarak şu ayetlere bakalım;
 
“Şüphesiz ben Allah‟ım. Benden başka ilah yoktur. Öyleyse bana ibadet et.”
(Taha, 14)
 
“İşte budur Rabbiniz olan Allah. O'ndan başka ilah yoktur. Her şeyin
yaratıcısıdır O. Öyleyse yalnız O‟na ibadet edin. O her şeye de vekildir.” (En‟am, 102)
 
“De ki; Ey insanlar, eğer benim dinimden yana bir kuşku içerisindeyseniz; ben
sizin Allah‟tan başka ibadet ettiklerinize ibadet ettiklerinize ibadet etmiyorum, ancak
ben sizin hayatınıza son verecek olan Allah‟a ibadet ederim. Ben, müminlerden olmakla
emrolundum.” (Yunus, 104)
 
“Siz, Allah‟ı bırakıp, sizin ve atalarınızın uydurduğu birtakım isimlere
tapıyorsunuz. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Hüküm yalnızca
Allah‟ındır. O yalnız kendisine kulluk etmenizi emretmiştir. İşte doğru din budur. Ne var
ki, insanların çoğu bilmezler.” (Yusuf, 40)
 
“Göklerin ve yerin görünmeyen/bilinmeyeni Allah‟a aittir. Bütün işler O‟na arz
edilmektedir. Öyleyse sen de O‟na kulluk et ve O‟na dayan, tevekkül et ki, Rabbin
yaptıklarınızdan gafil değildir.” (Hud, 123)
 
“Biz ancak Rabbimizin emriyle ineriz. Bizim önümüzde, arkamızda ve bunların
arasında varolan her şey O‟na aittir. Senin Rabbin asla unutkan değildir.”
(Meryem, 64)
 
“Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir. Öyleyse O‟na
kulluk et ve O‟na kullukta devamlılık ve direnç (sebat) göster. Hiç O‟nun adıyla anılan
birini biliyor musun?” (Meryem, 65)
 
“De ki; Ben de sizin gibi bir insanım. Yalnız ilahınızın tek ilah olduğu
vahyediliyor bana. Bunun içindir ki, kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, artık salih bir
amelde bulunsun ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak koşmasın!” (Kehf, 110)
 
Bu ayetlerde veya benzeri diğer bütün ayetlerde ibadet kavramının sadece tapınma
veya sadece kulluk ve itaat manasına alınması için hiçbir sebep yoktur. Aslında bu ayetlerde
Kur’an-ı Kerim tüm çağrısını ortaya koymaktadır. Kur’an’ın daveti gayet açıktır; ister
kulluk, ister itaat, isterse tapınma olsun hepsi Allah’a has kılınmalıdır. Bu yüzden, yukarıdaki
ve benzeri diğer ayetlerde ibadet kavramını tek bir anlamı ile sınırlamak, gerçekte Kur’an’ın
bütün bir davetini sınırlamaktır. Bu durum ise şöyle kaçınılmaz bir netice doğurur; Kur’an’ın
davetini sınırlı bir düşünceyle anlayıp, iman eden kimseler, O’na eksik bir şekilde tabi
olurlar. İbadet kavramının diğer anlamlarını Allah’tan başka kişi, güç ve nesnelere hasretme
tehlikesini bünyelerinde sürekli taşırlar. Bu da onlar için şirke açılan bir kapıyı ifade
etmektedir.
 
Dolayısıyla Tevhid inancı sürekli tehlike içindedir.
 
 
Kaynak:  (Seyyid Ebu‟l A‟la el-Mevdudi, KUR’AN’IN DÖRT TEMEL TERİMİ)